Kanla kurulan bankalar

Kanla kurulan bankalar

Tarihi 1600’lü yıllara dayanan merkez bankaları, özellikle finansal anlamda kartelleşmiş batılı zenginler tarafından kuruldu. Tamamıyla ülkelerin finansal yönetimini ele geçirme üzerine kurgulanmış yapay savaşlar ve ülkelerde iç karışıklıklar neticesinde kurulmuş olan bu bankalar devlet bankası görünümlü özel bankalar hüviyetinde.

Küresel güçlerin Kore stratejisi
‘Libya artık Türkiye’nin Libya’sı’
Taht Oyunları: Genç prensin emsalsiz yükselişi

İlk merkez bankacılığı faaliyeti, 1668 yılında kurulan Swedish Riksbank adındaki İsveç bankasının 1668 yılında anonim şirket formunda bir ticari banka iken devleti fonlamaya başlaması ve ticari bankalar için takas merkezi görevi üstlenmesiyle başlamıştır. Daha sonra 1694 yılında ise en ünlü merkez bankası İngiltere bankası olan Bank of England kurularak hükümetin borçlarını satın almaya başladı. Avrupa’da kurulan merkez bankaları genellikle o tarihlerde hükümetin bankası olma işlevini sürdürdü, ancak bazıları diğer finansal problemlere ve karışıklıklara da eğildiler. Örneğin; Napolyon tarafından 1800’de kurulan Fransız bankası Banque de France Fransız devrimi esnasında oluşan hiperenflasyonu önlemek için devlete yardım etmenin yanında kurların stabilize edilmesi için de çalıştı.

SAVAŞLAR SONUCU KURULAN İNGİLTERE BANKASI

İngiltere’de Kral William 1688 yılında tahta oturduğunda aynı yıl Fransa’ya karşı büyük ittifak Savaşı başlamıştı. Bu ittifaka kutsal ittifakta denir. Kral William da bu ittifaka katılarak Fransa’ya karşı savaşa girişti. 9 Yıl Savaşları olarak da anılan bu savaş Avrupa’da olduğu kadar Amerika’da sürüyordu. Halk yorgun, fakir düşmüş ve savaşları finans etmekten bıkmıştı. Bu zor koşullara rağmen Willam’ın bu savaştan çekilmesi söz konusu olamazdı. Çünkü böyle bir çekilme ona Avrupa’da pozisyon kaybettirmesinin yanı sıra yeni kıta Amerika’da da çok büyük kayıplara sebep olabilirdi. Bu savaşı sürdürebilmek için William amansız bir kaynak arayışına girişti. Ama haktan yeni vergi alınması artık imkansızdı. Uzun savaş ve kargaşalar sebebiyle piyasada altın ve gümüş paralar iyice azalmış ve devlet epeyce borç altına girmişti.1694 yılına gelindiğinde bir grup portföy zengini bir araya gelerek özel bir şirket olan İngiltere Bankası’nı kurdular. Bankanın çoğunluk hisseleri savaş sırasında inanılmaz servet edilmiş olan Nathan Rothschild’a aitti. Öncelikle Nathan ve banker dostları devletin zor zamanlarında devleti ödünç para vermişlerdi. Böylelikle de vatansever safına geçmişlerdi. Ancak bu parayı yüksek faizlerle devletten geri alıyorlardı. Özellikle Nathan Rothschild’in o dönem İngiltere Merkez Bankası ile ilgili sözleri merkez bankalarının ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyordu. Rothschild, “İmparatorluğu yönetmek için kimin Kral olduğu hiç umrumda değil çünkü Britanya’nın para arzını kim kontrol ediyorsa İmparatorluğu da o kontrol eder ben Britanya’nın para arzını kontrol ediyorum.”

YAŞANAN KRİZ FED’İN KURULMASINI SAĞLADI

ABD’de yaşananlar da kalıp olarak aynı ama seyir olarak farklı gelişti. 1906 San Fransisco depremi ve 1907 finans paniğinin enkazı üzerinden bir merkez bankası kurmak üzere güçlü bir gayret oluştu. Halkın bu fikre olan güvensizliği göz önüne alınarak J.P. Morgan, J.D. Rockefeller, J. H. Schiff gibi para babaları ve Wall Street firmaları tarafından halkı bunun faziletlerine inandıracak yoğun bir eğitim kampanyasına girişildi. Senato Finans Komitesi başkanı Cumhuriyetçi senatör N.W. Aldrich’in politik ön ayak olmasıyla 1908’de geçirilen yasayla bir Milli Para Komisyonu oluşturuldu. Bu komisyon prestijli profesyonel kuruluşlar, ünlü ekonomistler, politika bilimcileri ile düzenlenen sayısız araştırma çalışmaları, konuşmalar vb etkinlikler yürüttü. Amaç halkı güçlü bir merkez bankası kurulmasının ne kadar yararlı olacağına ikna etmekti. 1909 yılı eylül ayında başkan W. H. Taft halkı biran evvel güçlü bir merkez bankası kurulması fikrini desteklemeye davet etti. Ayni ayda Wall Street Journal bir dizi yazı ile merkez bankası fikrine destek verdi. Ertesi yılın yaz aylarına gelindiğinde kurumlaşmış popüler ve politik yapılanması ile artık fiilen bir merkez bankası kurulmasının önü açılmıştı. 1910 yılı kasım ayında senatör N. W. Aldrich Wall Street Bankerleri, Rockefeller kontrolundaki CityBank of New York, Morgan kontrolundaki First National Bank of N.Y. yetkilileri J.P. Morgan’a ait Jekyll Island Club’da gizlice bir araya gelerek yasa tasarısını birlikte hazırladılar. Federal Reserve Yasası 23 Aralık 1913’de onaylandı, Kasım 1914’de yürürlüğe girdi. Finans gücünün merkezileşmesine olan itirazları aşmak üzere kuruluşun adına Banka değil de Federal Reserve System (Birleşik İhtiyatlar Sistemi) dediler. Tek bir antite değil de eyaletlerde yerleşik milli ihtiyatlar bankalarının merkezden bir yönetim kurulu ile idare edildiği bir topluluk halinde oluşturuldu. Yönetim kurulunun seçimi bankerler tarafından değil başkan tarafından ve senato onayıyla yapılacaktı.

SAVAŞLAR OSMANLI’YI ZOR DURUMA SOKTU

Ülkemizde ise bankacılık faaliyetleri ilk olarak Osmanlı Bankası’nın kurulmasıyla başladı. Osmanlı Devleti’ni finansal olarak sıkıntıya sokan ilk gelişme Kırım Savaşı’nın ortaya çıkması. Osmanlı ilk defa savaşı finanse etmek için ilk defa Rothschild’in sahibi olduğu Londra merkezli bankadan borç almaya başladı. Savaş dolayısıyla borçları izlemek üzere 24 Mayıs 1854’te Osmanlı Bankası kuruldu. Osmanlı Bankası kurulunca ülkede merkez bankası yoktu. İngiliz ve Fransız bankerler ortaklığında yeni bir bankaya dönüştürüldü. Osmanlı Devleti de Osmanlı Bankası’na 30 yıllık kağıt para basma yetkisi verdi. Artık 30 yıl boyunca kağıt para basma yetkisi Rothschild’lerin hakim olduğu Osmanlı Bankası’na aitti.  29. yılda devlet bankanın feshini isteyebilirdi. Ancak devlet verdiği taahhüdü bozarsa bankanın ömrü uzayacaktı. Osmanlı Devleti bu süreçte iki kez verdiği taahhüdü bozdu. İsteyerek veya zorla bozulmuş olabilir. Birincisi 93 Harbi sırasında savaş masraflarını karşılayabilmek için devlet kaime olarak bilinen bir çeşit hazine bonosunu piyasaya sürdü. 30 yıllık anlaşmanın bitimine birkaç yıl kala yapılması manidardı. Bunun neticesinde Osmanlı Devleti ve Osmanlı Bankası tekrar masaya oturdu ve borçları yeniden yapılandırdı. İkincisi de Birinci Dünya Savaşı sırasında gerçekleşti. Devlet 1915 yılından itibaren dört yıl boyunca, altın ve Alman Hazine bonolarına karşılık göstererek devlet 160 milyon liranın üzerinde banknot bastı. Bu şekilde alacaklıların tasallutu uzadı. Bunlara çeşitli itirazlarda geldi. İttihatçıların öncülüğünde Osmanlı İtibar-ı Milli Bankası kurulmuş ancak ne devlet nede millet nezdinde karşılığı olmadı.

BAĞIMSIZ MERKEZ BANKASINDA ISRAR

Cumhuriyet kurulduktan hemen sonra, 1924 yılında Osmanlı Bankası’nın banknot basma ayrıcalığı 1935 yılına kadar uzatılmıştı. Ülkede banknot matbaası olmadığı için paralar İngiltere’de basılıyordu. O yıllarda, her ülkenin bir merkez bankasına sahip olması önemliydi. Bu çerçevede yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde de bir merkez bankası olması için gayret ediliyordu. Ayrıcalık Osmanlı Bankası’nda olmasına rağmen her iki tarafta milli bir merkez bankası kurulması için çalışmalar yapılıyordu. Belki de teşvik ediliyordu. Milli bir merkez bankası kurma çalışmaları ısrarla sürdürüyordu. Hollanda Merkez Bankası’nın Yönetim Kurulu Başkanı Dr. G. Vissering Türkiye’ye davet edilmişti. Vissering hazırladığı raporda hükümete bağlı olmayan ve bağımsız olarak örgütlenmiş bir merkez bankası kurulmasını önermişti. Aynı şekilde davet edilen İtalyan uzman Kont Volpi de hükümetten bağımsız bir merkez bankası kurulmasını önermişti. İlginç olan ise Lozan Üniversitesi’nden Prof. Leon Morf’un desteğiyle Merkez Bankası Yasa Tasarısı hazırlandı. Tasarı TBMM’de 11 Haziran 1930 tarihinde kabul edildi. 1715 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kanunu adı ile 30 Haziran 1930 tarihinde resmi gazetede yayınlanmıştı. Böylelikle ülkemizde yabancı ortakları da olduğu Türkiye Cumhuriyet Merkez Anonim Şirketi adıyla bir Merkez Bankası kurulmuştu.

TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI

Rothschild’in başını çektiği bir grup zengin adamın kurduğu Osmanlı Bankası’nın yerini olan modern merkez bankası. Bugün, tedavülde kullandığımız para bir anonim şirketin malıdır. O da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası A. Ş.’dir. Zaten, bunun adı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’dır. Cumhuriyet kelimesinde aidiyet bildiren ‘i’ harfi yoktur. Sadece bozuk parayı Türkiye Cumhuriyeti yazar ve basar. Cumhuriyet Merkez Bankası Anonim Şirketi parayı piyasaya borç olarak verir. Diğer bir ifade ile piyasa parayı merkez bankasından ödünç olarak alır. Biz bunun için Borca Dayalı Para Sistemi diyoruz. Daha sonra bankalar, Kısmi Rezerv Sistemi (KRS) dediğimiz bir mekanizma ile merkez bankasından ödünç olarak aldıkları parayı defalarca satarak piyasaya verir. Örneğin bugün, merkez bankasının piyasaya verdiği 80 milyar lirayı bankalar KRS ile 1 trilyon 380 milyar liraya çıkarıyor. Tabi o da borçla… Şimdi bu mevcut yapıda bizler değişik işlemlerle toplamda 125 milyar lira yıllık faiz ödüyoruz. Buna yurtdışı borçlarımızın faizini de eklersek 200 milyar liraya çıkıyor. Her yıl 200 milyar lira faizi ödemek için her türlü sıkıntıya katlanıyoruz. Verdiğimiz vergiler, harçlar, katkılar, haraçlar neredeyse hepsi faize gidiyor. Halbuki bu sistem bir tercih meselesidir. Değiştirilebilir. Bu da TBMM’nde olabilecek bir şeydir.

PEKİ, OSMANLI BANKASI’NA NE OLDU?

1920-1930 yıllar arasında İngiliz sermayedarlar Osmanlı Bankası’nı bölgede daha aktif hale getirmek için şube ağını büyütmeye karar verdi. Osmanlı giriliyordu ama her büyük vilayetinde de Osmanlı Bankası açılıyordu. 1953 yılında Mısır’da cumhuriyet ilan edildi. Bir müddet sonra 1956 yılında Mısır Osmanlı Bankası şubelerine millileştirerek el koydu. Böylelikle banka Ortadoğu’daki faaliyetlerinde önemli bir kayıp yaşadı. Adı bankanın ana sermayedarı olan Grup Paribas, 1969 yılında Türkiye dışındaki operasyonlarını Grindlays Bank’a devretti. 1993 yılında banka Anonim Şirketi statüsü ile yeniden yapılandırıldı. 1999 yılında Doğuş grubuna katılım banka 2001 yılı sonunda Garanti Bankası bünyesine dahil olarak piyasadaki varlığına son verdi.

DEĞERLENDİRME

Baktığımız zaman merkez bankaları bir grup zengin finansörler tarafından zorunlu hale getirildiğini görüyoruz. Merkez bankası kurulmadan önce oluşturulan özel ticari bankalar neticesinde devletlere yüksek faizli borç veriliyor. Özellikle devletler bu paraları alt yapı projelerinde, krizlerde veya savaşları finanse etmede kullanıdırıldığı için geri ödemesi imkansız hale gelsin. Devlet ihtiyacı oldukça borç almaya devam ediyor. En nihayetinde bu özel bankalar, borçları ve ülkenin finansal yönetimini yapılandırmak için merkezi bir bankanın gerekliliğini ortaya koyuyor. Kurulan merkez bankaları ile ülkelerin tek para basma yetkisini ele geçiriliyor. Sonuçta ortaya çıkan bağımlı bir devlet ve ülkeyi bu bankalarla sömüren bir grup elit zengin kesim. Oluşturulan bu merkez bankaları tek bir yeden yönetiliyor. İsviçre’nin Basel kentinden. Uluslararası ödemeler bankası veya merkez bankalarının merkez bankası. Ülkemizde işleyen merkez bankası sistemi tek başına bizim araştırma sorularımıza cevap vermiyor. Ama dünya çapında baktığımızda bir şeyler görmeye başlıyoruz. Bunun için İsviçre’ye kadar uzanmamız gerekiyor. Bu mekanizmanın benzeri, bire bir olmasa da, bir üst seviyede ülkeler arasında çalışmakta. Bu işlemlerde Uluslararası Ödemeler Bankası (Bank for International Settlement) önemli bir rol üstlenmekte. 1930 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde kurulan Uluslararası Ödemeler Bankası, “merkez bankalarının merkez bankası” olarak da anılmakta. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu yaklaşık 60 üye ülkesi var. Bu banka, üye ülkelerin merkez bankalarının rezerv politikalarını koordine ediyor. Aynı zamanda, merkez bankaları arası para transferlerinde de aracı oluyor. Üye ülkelerin merkez bankaları, kendi ülke yöneticilerinden çok daha fazla bu bankanın tavsiyelerine dikkat etmekte. Rezerv politikalarında, onun koyduğu kurallara göre hareket etmekte. Aksi takdirde, sistem o merkez bankasının maliyetlerini artıracak şekilde çalışır. Yani sistem o şekilde tasarlanmış ki siz onların istediklerini “başarılı bir finans yönetimi” olarak seve seve yaparsınız. Bir ülkenin devlet ya da hükümet başkanı “merkez bankası rezervlerimiz artıyor ya da azalıyor” diye sevinebilir ya da üzülebilir. Ancak bütün bu işlemler, İsviçre’nin Basel şehrinden belirleniyor. Ve bunların tamamı sır olarak kalıyor.

YORUMLAR

WORDPRESS: 0
DISQUS: 0