Türkiye ve İstanbul Sözleşmesi
Haber
21 Mart 2021 - Pazar 21:32 Bu haber 214 kez okundu
 
Türkiye ve İstanbul Sözleşmesi
Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararıyla feshedilen İstanbul Sözleşmesi’ni konuşuyor. Muhalif cephe karara sert bir şekilde tepki gösterirken, iktidar ve onu destekleyen cephede ise, memnuniyet hakim.
DİĞER Haberi
Türkiye ve İstanbul Sözleşmesi

Türkiye, 2011 yılında kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ve onaylayan ülkeydi. Sözleşme, 10 ülkenin onayıyla 2014 yılında yürürlüğe girmiş ve Temmuz 2019 itibariyle 34 devlet ve Avrupa Birliği tarafından da onaylanmıştı.

Peki, kamuoyunun gündemi Türkiye’nin öncü olduğu bir sözleşme üzerinden niye meşgul. İstanbul Sözleşmesi nedir? Sözleşmenin oluşturulma süreci nasıl oluştu? Sözleşmenin amacı ve kapsamı nedir? Kimler karşı çıkıyor? Sözleşme neden feshedildi? Yürütmenin fesih hakkı var mı?

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR?

Sözleşmesi'nin en önemli özelliği, biyolojik veya hukuki, ailevi bağ olup olmadığına bakılmaksızın ev içi şiddetin (örneğin eski veya mevcut eşler, evlilik dışı partnerler, birlikte ikamet edilen aile fertleri, akrabalar veya birlikte ikamet edilen başkaları tarafından yöneltilen şiddetin) ve kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin standartlar öngören ve Avrupa ülkelerini hukuki olarak bağlayan ilk belge olmasıdır.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNE GİDEN YOL

VOA’nın haberine göre, sözleşmeye giden yol Diyarbakır’da başladı. Eşinden şiddet gören Nahide Opuz’un AİHM’e yaptığı şikayet hem Türkiye’yi ilk kez kadına yönelik şiddet nedeniyle mahkum etti hem de İstanbul Sözleşmesi’ne giden yolu açtı.

Diyarbakır’da yaşayan Nahide Opuz 1995’ten sonra eşinden şiddet gördüğü gerekçesiyle yedi kez savcılığa başvurdu. Saldırıların sonuncusu 2002 yılında meydana geldi. Bu kez Opuz’un annesi hedef oldu. Kızının eşyalarını kamyona yükleyip İzmir’e götürmeye çalışan anne, kamyonun içinde koca H.O. tarafından öldürüldü.

Tutuklanan koca H.O.’nun yargılanması sürerken, Nahide Opuz, kendisine ve ailesine şiddet uygulayan, tehdit eden kocasını 36 kez şikayet etmesine rağmen koruma verilmemesi nedeniyle, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) şikayet etti. Diyarbakır’da görülen davada koca H.O. 26 Mart 2008 tarihinde 25 yıl 10 ay hapis cezasına çaptırıldı; ancak tahliye edildi. Bu sırada İzmir’e taşınan Opuz savcılığa başvurarak, cezaevinden çıkan H.O.’nun kendisini öldüreceğini söyledi.

Opuz’un avukatları da AİHM’e başvurarak, önlem alınmasını istedi. AİHM başvuruyu “Başvuranın temsilcisi 14 Mayıs 2008 tarihinde AİHM’i, başvuranın eşinin cezaevinden çıktığı ve başvurana yine tehditler yöneltmeye başladığı hususunda bilgilendirmiştir. Başvuranın talebine karşın hiçbir tedbir alınmadığından şikayetçi olmuştur. Bu nedenle AİHM’den, hükümetten yeterli koruma sağlamasını istemesini talep etmiştir. Sekretarya 16 Mayıs 2008 tarihli bir yazıyla başvuranın talebini, görüş almak üzere hükümete iletmiş, makamların alacağı tedbirlerle ilgili olarak AİHM’i bilgilendirmeye davet etmiştir” cümleleriyle kayıtlara geçti. AİHM bunun üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nı uyararak önlem alınmasını istedi.

AİHM, 9 Haziran 2009 tarihli kararında Opuz’u haklı bularak, Türkiye’yi mahkum etti. Bu karar, AİHM’in kadına yönelik şiddete ilişkin Türkiye’ye verdiği ilk ceza olarak kayıtlara geçti. AİHM kararında Avrupa Konseyi’nin, ”Aile içi şiddete ilişkin olarak Bakanlar Komitesi üye devletlerin, aile içi tüm şiddet türlerinin ceza gerektiren suç olarak kabul etmelerini, mahkemelerin kurbanları korumak için ihtiyati tedbir alabilecekleri, failin kurbanla temas/iletişim kurmasını veya kurbana yaklaşmasını, kurbanla aynı bölgede oturmasını veya o bölgeye yaklaşmasını yasaklayabilecekleri, alınan tedbir kararlarına uymayanları cezalandırabilecekleri şekilde yetkilendirilmelerini sağlayacak tertipleri almalarını ve kolluk kuvvetinin, sağlık ve sosyal hizmet kurumlarının bu konulardaki davranış tarzlarına ilişkin zorunlu bir protokol oluşturmalarını tavsiye etmiştir” kararına da atıf yapıldı. Bu karar, İstanbul Sözleşmesi’ne de ilham kaynağı oldu.

AİHM’in gerekçeli kararında KAMER’in hazırladığı raporlara da yer verildi. Güneydoğu’da kadınların hak mücadelesinin simge isimlerinden olan Kadın Merkezi (KAMER), bir grup gönüllü kadın tarafından 1997 yılında kuruldu. Daha sonra KAMER Vakfı adını alan kuruluş, kadına yönelik şiddet, erken yaşta evlilikler, cinsel istismar gibi konularla mücadele alanında çalışmalar yapıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin hazırlık aşamalarına, tüm kadın kuruluşları ile birlikte KAMER de destek verdi.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN AMACI

Avrupa Konseyi’nin, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin bu yeni sözleşmesi, ciddi bir insan hakları ihlali oluşturan bu sorunu en kapsamlı şekilde ele alan bir uluslararası anlaşmadır. Bu tür şiddete sıfır tolerans gösterilmesini hedeflemektedir ve Avrupa ile onun sınırlarını da aşan geniş bir alanda daha güvenli yaşanabilmesini sağlama yolunda önemli bir adımdır.  Şiddetin önlenmesi, mağdurların korunması ve şiddet uygulayanların adalete teslim edilmesi, bu sözleşmenin temel taşlarını oluşturmaktadır. Ayrıca, toplumun her ferdini, özellikle de erkekleri ve erkek çocuklarını, tutumlarını değiştirmeye davet ederek, bireylerin vicdanlarını ve düşüncelerini değiştirmeyi amaçlamaktadır. Esas itibariyle, erkeklerle kadınlar arasında daha fazla eşitlik sağlamaya yönelik çağrının yeniden yapılmasıdır; zira, kadınlara yönelik şiddetin kökleri, toplumda erkek ve kadın arasındaki eşitsizliğe dayanmakta ve bir hoşgörü ve inkar kültürünün sonucu olarak sürdürülmektedir.

SÖZLEŞME KAPSAMINDA DEVLETİN 4 GÖREVİ

Önleme
1- Kadınlara yönelik şiddetin kabullenilmesine neden olan tutumların, toplumsal cinsiyet rollerinin ve klişelerin değiştirilmesi;
2- Mağdurlar üzerinde çalışan profesyonel kadroların eğitilmesi;
3- Farklı şiddet türleri ve bunların travma yaratıcı özellikleri hakkında farkındalık yaratılması;
4- Eğitimin her kademesinde, eşitliği ele alan konuların ders müfredatına dahil edilmesi;
5- Halka ulaşabilmek için STK’larla, medyayla ve özel sektörle işbirliği yapılması.

Koruma
1-Tüm tedbirler içinde, mağdurların ihtiyaçlarına ve güven içinde olmalarına en büyük önemin verilmesinin sağlanması;
2- Mağdurlara ve çocuklarına psikolojik ve hukuki danışmanlığın yanı sıra tıbbi yardım da sağlayan özelleşmiş destek hizmetlerinin düzenlenmesi;
3- Yeterli sayıda sığınma evinin tahsis edilmesi ve günün her saati kullanılabilecek ücretsiz telefon yardım hatları sağlanması.

Yargılama

1- Kadınlara yönelik şiddetin suç sayılmasının ve gerekli cezaların verilmesinin sağlanması;

2- Gelenek, töre, din, yada “namus” gerekçelerinin, herhangi bir şiddet eyleminin bahanesi olarak kabul edilmemesinin sağlanması;

3- Soruşturma ve yargılama sürecinde mağdurların özel koruma tedbirlerinden yararlanmalarının sağlanması;

4- Kolluk kuvvetlerinin yardım isteyenlere anında yardıma gidebilmelerinin ve tehlikeli durumlara yetkinlikle müdahale etmelerinin sağlanması.

Bütüncül politikalar

1- Yukarιda belirtilen tüm tedbirlerin kapsamlı ve koordineli politikaların bir parçası olmasının sağlanması ve kadına karşı şiddete karşı bütüncül bir mukabelede bulunulmasının temin edilmesi.

SÖZLEŞMEYE HANGİ SUÇLAR DAHİL?

Sözleşme taraf devletlere, aşağıda belirtilen davranışlara yönelik cezai veya başka bir hukuki yaptırım öngörmeyi zorunlu kιlmaktadιr:

* ev içi şiddet (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik)

* taciz amaçlı takip;

* tecavüz dahil, cinsel şiddet;

* cinsel taciz;

* zorla evlendirme;

* kadınların sünnet edilmesi;

* kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama.

SÖZLEŞMEYE KİMLER KARŞI ÇIKIYOR?

Sözleşmeye genel olarak muhafazakar camia karşı çıkıyor. Sözleşmenin Türk aile yapısına zarar verdiğini iddia eden bu kesim kadına yönelik şiddettin çözümünü gelenek ve göreneklerin uygulanmasında görüyor. Sözleşmenin batı tarafında dikte edildiğini belirten bu camiadan kimilerine göre, nüfusu azaltma politikasının bir parçası.

SÖZLEŞME NEDEN FESHEDİLDİ?

Sözleşmenin amacından saptırıldığını ve yanlış noktalara çekildiğini ifade eden iktidar kanadı, bu sorunun çözümünü gelenek göreneklerde gördüklerini belirttiler.

YÜRÜTMENİN FESHETME YETKİSİ VAR MI?

İstanbul Barosu’na göre;

1. İstanbul Sözleşmesi, Anayasamızın 90. maddesine göre usulüne uygun olarak 24 Kasım 2011 tarihinde TBMM tarafından onaylanmış bir uluslararası Sözleşmedir. 6251 sayılı onaylamayı uygun bulma Kanunu uyarınca, İstanbul Sözleşmesinin “Yürütme tarafından feshedilmesi hakkındaki karar” yok hükmündedir.

Nitekim, 20 Mart 2021 tarih ve 31429 sayılı Resmi Gazetede görüldüğü gibi, “İstanbul Sözleşmesinin feshi hakkında karar” Yasama Bölümü başlığı altında kanunlar Bölümünde değil; Yürütme Ve İdare Bölümü başlığı altında “İl sınırlarının değiştirilmesi, acele kamulaştırma gibi” Cumhurbaşkanı kararları arasında yayınlanmıştır. “Yürütme yetkisiyle” kanun hükmünde olan onaylanmış bir uluslararası sözleşme feshedilemez. Dolayısıyla, iç hukukumuzda kanun niteliğinde olan bu Sözleşme ancak ve ancak yasama yetkisini elinde bulunduran Meclisin iradesi ile feshedebilir.

2. İstanbul Sözleşmesi şiddetle mücadele konusunda bir insan hakları sözleşmesidir. Anayasamızın 104. maddesinde, ”temel haklar, kişi hakları konusunda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılamaz” hükmüne yer verilmiştir. İstanbul Sözleşmesi, insan hakları ihlali olan kadına ve aile içi şiddeti önlemek, mağduru korumak amacıyla TBMM tarafından kabul edilmiş bir uluslararası sözleşme olduğundan, bu konuya ilişkin bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılamaz; çıkarılmış olsa dahi buna dayanarak bir yürütme yetkisi kullanılması yok hükmündedir. 

3. Ayrıca, 15.07 2018 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan  "Milletlerarası Andlaşmaların Onaylanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde" Cumhurbaşkanına Uluslararası Sözleşmeleri “feshetme yetkisi” verilmemiştir.20 Mart 2021 tarih, 31429 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 3718 sayılı kararda ise "sözleşmenin feshedildiği" belirtilmiştir. Bu karar yetki açısından da yok hükmündedir.

Sonuç olarak; 20 Mart 2021 tarih ve 31429 sayılı Resmi Gazetede görüldüğü üzere, “İstanbul Sözleşmesinin Feshedilmesi Hakkında Karara” Yasama Bölümünde değil; Yürütme ve İdare Bölümünde yer verilmesi yok hükmünde olduğunun ilanı niteliğindedir.

YORUM

Türkiye’de yine bir konu üzerinden ciddi bir bölünme ve ayrışmanın yaşandığını görüyoruz.

Bu konuda önemli olan husus şu; İster kadın, ister erkek, ister çocuk ister hayvan hakları olsun, korunması devlet garantisi altında olması gereken hassas konulardır. Kadına yönelik şiddet konusunda herhangi bir sözleşmenin olup olmaması önemli değil. Önemli olan devlet mekanizmalarının bu konuda başarılı bir şekilde çalışıp çalışmadığıdır. Her bir ferdin can güvenliği devlet garantisi altındadır, olmalıdır. İnsan canı, siyasete malzeme ve kurban edilmeyecek kadar önemlidir. Diğer yandan ataerkil bir toplum yapımız olduğu için buradan kadınlara daha büyük iş düşüyor. Şiddet uygulayan veya cinayet işleyen her erkeğin geçmişinde şiddet gördüğü veya ciddi sorunlar yaşadığı ispatlamış bir gerçek. Onun için eğer toplumu rehabilite etmek istiyorsak, çocuğumuzdan başlamamız gerekiyor. Yetiştirdiğimiz her bir fert ileride ortaya çıkacak toplumun birer halkasıdır. Çözüm budur. Çekirdekten başlamamız lazım. Çocuğunuza her şeyden önce ahlak, merhamet, adalet, sevgi ve eğitim vermemiz lazım. Bugün bu işe başlarsak 15-20 yıl sonraki nesil, daha sağlıklı, daha erdemli, sevgiyi içselleştirmiş saygı bilen, kadına, doğaya, hayvana değer veren bir toplum oluşturacaktır. Önümüzdeki hayatta da bu böyle olacak. Toplum olarak ne ekersek onu biçeriz. Tecrübe ile sabit.

Bu konuda bazı muhafazakar camiasının da oturup düşünmesi lazım. İçinde bulunduğumuz sürece baktığımız zaman maalesef Hz. Muhammed’in Veda Hutbesi’nde “Kadınlar size Allah’ın emanetidir” sözünü idrak etmediklerini görüyoruz. Emaneti sadece el altında tutulan bir şeymiş gibi idrak etmemeliler. Kız çocuklarından başlayıp, kadınlara kadar, ülkemizde sürekli geri plana itildiğini ve kadınların adeta erkelerin hizmetçisi statüsüne koyduklarını görüyoruz. Eğitim konusunda radikal görüşlere sahipler. Buna da bir son vermeleri gerekiyor. Refahı yüksek, huzurlu, kendisiyle barışık bir toplum istiyorsak, kadın ve kız çocuklarına gereken değer verilmeli. Bu bir lütuf değil, temel bir haktır.

Öte yandan sol kesimin de kadın erkek yaklaşımına dikkat etmesi gerekiyor. Bu kesimin de sürekli kadını ve erkeği feminist söylemler üzerinden ayrıştırdığını görüyoruz. Geldiğimiz noktada bunun kimseye hiçbir fayda sağlamadığını görüyoruz. Çözüm, kadını ve erkeği bir birine düşman iki varlıkmış gibi göstermek değil, tam tersine bu sorunu ortadan kaldırmak için birbirlerine mecbur varlıklar olduğunu göstermekte. Ayrıştırıcı ve sürekli hedef gösteren bir dil, fertlerin bir birine düşman ve yabancılaşmasına hizmet eder.

Kaynak: (İHA) - İhlas Haber Ajansı Editör: Hakan Yakın
Etiketler: Türkiye, ve, İstanbul, Sözleşmesi,
Yorumlar
Haber Yazılımı