Dünya Sağlık Örgütü’nün Kovid-19 salgınındaki rolü ne?

Dünya Sağlık Örgütü’nün Kovid-19 salgınındaki rolü ne?

Dünya, küresel salgın koronavirüs ile mücadele ederken, salgına karşı önlem almadığı ve hatta salgının yayılmasını sağladığı iddia edilen Dünya Sağlık Örgütü, eleştirilerin hedefinde. Peki, eleştiriler haklı mı? haksız mı?

Koronavirüs ve Z kuşağı
Eğitimde “Covid19” ile yeni dönem başladı
Koronavirüs salgınının ilk dalgası geride kaldı

ÖRGÜTÜN KURULUŞU
Dünya Sağlık Örgütü, 1945 yılında ABD’de yapılan Birleşmiş Milletler Konferansı’nda Çin ve Brezilyalı delegelerin bir “Uluslararası Sağlık Örgütü” kurulması amacıyla toplantı düzenlenmesi oybirliğiyle kabul edilmiştir. En nihayetinde DSÖ, 1948 yılında Birleşmiş Milletler’in bir alt kurumu olarak kurulmuş, merkezi ise İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunuyor.
Örgüt, toplum sağlığıyla ilgili uluslararası çalışmalar yapan ve tüm dünya nüfusunun sağlık alanında güvenebileceği tek uluslararası sağlık kuruluşu konumunda.

GENEL DİREKTÖR GHEBREYESUS
DSÖ’nün dünya genelinde 150 ofisi, 7 bin civarında çalışanı bulunuyor. Örgütün Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, 23 Mayıs 2017’de 5 yıllığına seçilerek, 1 Temmuz’da göreve başladı.
İngiliz rakibi David Nabarro’yu açık ara geride bırakarak Ghebreyesus’un kazandığı seçimde, BM Cenevre Ofisi coşkulu kutlamalara sahne olmuştu.
Öyleki bazı uluslararası gazeteciler, yeni direktör için o dönem “Bill Gates’in adamı” yakıştırmasında bulunmuştu. Ghebreyesus, DSÖ kariyerinden önce ise 2005-2012 yıllarında Etiyopya’da Sağlık Bakanlığı, ardından 2012-2016 yıllarında da Dışişleri Bakanlığı yapmıştı.

ÖRGÜTÜN FİNANSMANI
Dünya Sağlık Örgütü, bütçesini iki yıllık dönemler halinde belirliyor. Örgütün geçen seneki bütçesi 5 buçuk milyar dolardan fazlaydı.
Her ülkenin WHO’ya kendi nüfusuna, bütçesine ve büyüklüğüne göre bir nevi üyelik ücreti var. Bu ücretler, örgütün bütçesinin yaklaşık yüzde 17’sini oluşturuyor.

ABD
Gelirin yüzde 14,67’si yani yaklaşık 412 milyon doları, ABD tarafından finanse ediliyor. ABD, örgütün en büyük finansörü konumunda. Ancak son dönemde DSÖ, ABD’nin verdiği maddi desteğin kesilmesi tehtidiyle ile karşı karşıya. Çünkü ABD Başkanı Donald Trump Örgütü, koronavirüs salgınını dünyaya geç duyurduğu, geç önlem aldığı ve Çin’in yanında tavır almakla suçluyor.

Gates Vakfı
Örgütün ikinci en büyük finansörü ise, Bill ve Melinda Gates Vakfı. Bu vakıf, örgütün bütçesinin yüzde 9,76’sını finanse ediyor. Bu da yıllık yaklaşık 250 milyon dolara denk geliyor. Eğer ABD maddi desteği keserse, Bill ve Melinda Gates Vakfı, DSÖ’nün en büyük finansörü durumuna gelecek.
Üçüncü sıradaki finansör ise, dünya genelinde aşıların yaygınlaştırılması için çalışan, en büyük finansörü yine Bill ve Melinda Gates Vakfı olan GAVI İttifakı. GAVI’nin bütçeye katkısı da yüzde 8,39.

İngiltere, Almanya
Bu vakıfların ardından yüzde 7,79’la İngiltere geliyor. İngiltere’yi sırasıyla Almanya ve Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Birimi ise yüzde 5’in üzerinde katkı ile takip ediyor.

Çin
Eleştirilerin hedefindeki Çin ise 43 milyon dolara tekabül eden yüzde 0,21’lik katkıyla, finansörler arasında 49. sırada yer alıyor.
Örgüt bütçesinin yine ayrı ayrı yüzde 3’ünden fazlasını oluşturacak şekilde Dünya Bankası, Uluslararası Rotary Kulübü ve Avrupa Komisyonu finansman sağlıyor.

Türkiye
Türkiye’nin finansmandaki payı ise yüzde 0,08, yani yıllık 6,5 milyon doların biraz üzerinde.

KORONA VİRÜS İLK ÇIKTIĞINDA ÖRGÜT’ÜN İZLEDİĞİ YOL:
DSÖ, 14 Ocak’ta sosyal medya hesabından, Çinli yetkililere dayandırılarak yaptığı paylaşımda, korona virüsün insandan insana bulaştığı yönünde herhangi somut bir kanıt olmadığını belirtti.
Örgüt ilk açıklamasından 1 hafta sonra, virüsün daha çok hayvandan insana geçtiğini, bununla beraber sınırlı sayıda da olsa yakın temas halinde insandan insana geçebileceğini duyurdu.
23 Ocak’ta DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus, virüsle ilgili “acil bir durumu” ilan etmek için erken olduğunu ve yeterli “kanıt” bulunmadığını ileri sürdü.
Ghebreyesus, 24 Ocak’ta yaptığı açıklamada ise, Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile Pekin’de yaptığı görüşmenin ardından Çin hükümetinin aldığı önlemleri takdir ettiğini, DSÖ’nün Çin’e gereksinimlerine göre ihtiyaç duyduklarını tedarik etmeye hazır olduğunu ifade etti.
Tarih 29 Ocak’ı gösteriyordu. Ghebreyesus, Çin’e yaptığı ziyaretin hemen ardından, burada 6 bin 65 vakanın teyit edildiğini, 132 kişinin de hayatını kaybettiğini belirterek, salgının yayılma potansiyelinin çok yüksek olduğu uyarısında bulundu.
DSÖ, korona virüs salgınıyla ilgili, “uluslararası kamu sağlığı acil durumu” 30 Ocak’ta ilan etti. İlk açıklamanın üzerinden 2 hafta geçmişti. Ancak Ghebreyesus, karar için, “Temel sebep Çin’de olup bitenler değil, diğer ülkelerde olanlar” ifadesini kullanarak, Çin ile ticari aktiviteleri ve ülkeye yapılan seyahatleri kısıtlamak için hiçbir gerekçe olmadığını savundu. Çin’e övgülerde bulunan Ghebreyesus, acil durum ilanının, Çin’e yönelik bir güvensizlik oyu olmadığına vurgu yaparak, ülkenin virüsle mücadelesinin beklentilerinin de üzerinde olduğunu iddia etti.
Acil durum ilanının ertesi günü DSÖ, küresel acil durum ilan edilmesine rağmen “Çin ile sınırlarınızı kapatmayın” çağrısı yaptı. DSÖ Sözcüsü Christian Lindmeier, “DSÖ tarafından Çin’e seyahat ve ticaret kısıtlamalarının önerilmediği çok açık bir şekilde belirtildi ve tekrar edildi” dedi.
Genel Direktör Ghebreyesus , 3 Şubat’ta yaptığı açıklamada Çin’e karşı ticaret ve seyahat kısıtlamalarına karşı olduklarını tekrarladı.
26 Şubat’ta DSÖ Genel Direktörü, Kovid-19 vakalarının İtalya, İran ve Güney Kore’de ani artışından derin endişe duyduklarını söylese de virüs için salgın kelimesinin kullanılmasına karşı olduklarını belirtti.
Örgüt 28 Şubat’ta, Kovid-19 için küresel risk seviyesini yüksekten, çok yüksek seviyesine çıkardı.
Ghebreyesus, 2 Mart’ta korona virüsün Çin dışındaki ülkelerde çok daha hızlı yayılarak, dünyayı belirsizliğe çevirdiğini söyledi.
6 Mart’ta toplam vaka sayısının 100 bine ulaştığını aktaran Ghebreyesus, “korona virüs vakaları arttıkça, tüm ülkelere sınırlandırmaları en yüksek öncelikleri haline getirmelerini öneriyoruz” dedi.
Aylardır korona virüs için küresel bir salgın demeyen Ghebreyesus 9 Mart’ta, korona virüsün pek çok ülkeye yayıldığını belirterek, ‘Pandemi tehdidi çok gerçek oldu’ dedi.
En nihayetinde DSÖ, 11 Mart’ta salgını küresel pandemi ilan etti.
Ancak Ghebreyesus’ün yeni iddiası virüsün kontrol edilebilir bir pandemi olduğuydu.
Tarih yaprakları 13 Mart’ı gösterdiğinde Örgüt, Avrupa’nın artık salgın krizinin merkez üssü haline geldiğini bildirdi.
DSÖ Sözcüsü Margaret Harris 24 Mart’ta yaptığı açıklamada, salgının yeni merkezinin ABD olabileceğini söyledi.
Genel Direktör Ghebreyesus, 27 Mart’ta virüsün aşısı için minimum 12-18 ay beklemek gerekeceğini duyurdu.
1 Nisan’da yani bir açıklama yapan Ghebreyesus, “Dünya daha önce böyle bir pandemiyle karşılaşmadı. Meçhul ve tehlikeli bir virüs. Hastalığın hızlı artışından ve küresel olarak yayılmasından derin endişe duyuyorum” dedi.
Trump’ın 13 Nisan’da, korona virüs salgınında Çin yanlısı davranmakla suçladığı DSÖ’ye verdikleri fonları askıya alacaklarını duyurmasına ilişkin konuşan Ghebreyesus, “Bildiğim şey, onun destekleyici olması. DSÖ’ye verilen yardımın süreceğini umuyorum. (Başkan) İlişkimiz çok iyi ve bunun devam edeceğini umuyoruz” dedi.

DEĞERLENDİRME
Açıklamalara tarih tarih baktığımız zaman suçlamalarda haklılık payı var. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü’nün neredeyse 70 yıllık bir geçmişi var. Daha önce de bir sürü salgın karşısında tecrübesi olması gereken DSÖ’nün böyle bir hastalık karşında tutunduğu tutum, kafalarda çok ciddi soru işaretleri bırakıyor. Kaldı ki kürsel sağlıktan sorumlu olan bir kurumun hiç bir ihtimali şansa bırakmaması gerekirdi. Tek işi sağlık olan kurumun, salgın dünyaya yayılana kadar Çin yanlısı açıklamaları ve aylar geçmesine rağmen herhangi bir ilaç geliştirmemesi, Diğer yandan Afrika Kıtası’nın yıllardır bir laboratuvar gibi sürekli farklı isimlerde hastalıklarla boğuşması ve herhangi bir çözümün, aşının, ilacın bulunmaması Örgütü’ün meşrutiyetini sorgulattırıyor.

YORUMLAR

WORDPRESS: 0
DISQUS: 0